Piramitler ve papirüsler

Piramitler ve Sfenks gezisi  bitmişti ve biz yorgun, şaşkın üstüne çok açtık. O anda karşımıza çıkacak en güzel şey  Pizzahut olabilirdi. Garip ama gerçek binlerce yıldır ayakta duran devasa eserlerin tam karşısında Pizzahut var. Sadece bana mı garip geliyor diye halen merak içindeyim 🙂  Yanıbaşında bir hayvan pazarı, at üstünde koşuşturan delikanlılar. Sağınızdan solunuzdan benim papirüs  dükkanıma gel diyenler arasında pizzacıya girerken taksici ile uzun bir diyalog başlıyor. Ah şu Mısır’ da taksiciler yok mu, ahhh  çok fenalar!

– sizi Kahire’ye götürebilirim
– işimiz uzun teşekkürler ( kibarca savmaya çalıştığımız an )
– olsun beklerim ( bu arada bizimle yürümeye devam ediyor )
– biz pizza yicez, kardeşim niye peşimizden geliyosun ( artık kızmaya başlamışız demek ki )
– no problem ben kapıdayım

– la havleeee

– arkadaşım, zaten biz ancak iki taksiye sığabiliyoruz, hiç bekleme sen hadi güle güle, hadi!

en sevdiğim foto

Taksiciyi savıp şöyle rahatca pizzamızı yiyelim de piramitlerin ihtişamı hakkında konuşmaya devam edelim dedik. Hem  boşverin bekleyecek değil ya, deyip içeri girdik. Hemen yanı başımızda beliren garson “ sizin için mükemmel bir masa ayarlayabilirim hem de piramit manzaralı “ dedi. İyi madem güzel bir yer ayarlasın da şu taksiciyi, deveyle bizi kovalayan ufaklığı filan unutalım dedik. Üst kata çıktık ama adamın niyetini anlamamız kısa sürdü çünkü menü fiatı 2 ye katlandı. Ne oldu, bu liste neden değişti,  diye sorunca “good view, good price “ cevabı çok da akla yatkın değildi. Neticede piramitler bırak üst kattan, uzaydan görülüyorlar yahu. Ne diye aynı mekanda farklı para ödeyelim ki… Biz yine, bir la havleeee çektik! Cümbür cemaat aşağıya indik. Manzaramızı mı merak ettiniz? işte piramitler karşımızda başında da pizzahut şapkası 🙂 

papirüs

Karnımız doymuş vaziyette kapıya çıkınca karşımızda kim var bilin bakalım. evet doğru tahmin ettiniz yapışkan taksicimiz! Hem de yüzünde hiç eksilmeyen gülümsemesiyle 🙂

-Size bir haberim var, çok şanslısınız çünkü  bir taksici arkadaşımı daha ayarladım artık 2 taksiyiz.
-Hopplaaaa !  tamam o zaman bunu sen istedin, bekle madem biz civarı gezip, geleceğiz.
-Ok,ok  no problem. Bu arada papirüs almak ister misiniz ?

-Hayırrrrrr be adam, hayırrrr istemeyiz. Bi git dibimizden! 

Onca bağrış çağrışa rağmen adamlar yine dibimizde ufak  bir parfüm atölyesine girdik, peşinden papirus imalathanesine. Taksiciler de bizimle demiş miydim? Taksiciler diyorum artık çünkü iki kişi oldular.

Papirüs atölyesine öylesine girdik ama yapılışlarını öğrendik, bitkinin kendisini gördük. Kısa bir belgesel izledik. Kısaca anlatmak gerekirse papirus nil nehrinde yetişir,  aşamalardan geçerek  üzerine yazı yazılabilecek hale getirilir. Kopmadan renkleri solmadan binlerce yıl, evet binlerce yıl sağlam kalabilen  bir bitkidir. Bu kısa tariften bana ilginç gelen şu bilgiyi aşağıda anlatmalıyım.

Papirüs

papirüs

Papirüs, Cyperaceae ailesinden bir su bitkisi ve eski çağlarda bu bitkinin gövdesinden hazırlanan yazı kağıdının adıdır. Eski Mısırlıların yelken, bez, hasır ve yazı kağıdı olarak kullandıkları papirüs onlardan Yunanlılara daha sonra Romalılara intikal etti ve M.S. 3. yüzyılda yerini parşömen alıncaya dek kullanımı sürdürüldü. Yunanca papiros kelimesi Kıptice’den ödünç alınmış ve neredeyse tüm batı dillerine girmiştir. İngilizce paper “kağıt” ve Türk argosunda “para” anlamına gelen “papel” kelimelerinin de orijini bu kelimedir. 

Dükkanda   yapılışını izledikten sonra  hiçbir şey almayız diye düşünürken hepimizin elinde bir poşet vardı.  Yazının başında bahsettiğim bu adamların mucizevi yeteneğine yenildik. Benim bir şey almadığımı gören  dükkan sahibi acıdı sanırım. Bana hediye vermek istediğini söyledi hatta  beğendiğinizi alın  lütfen deyip nasıl ısrar etti, görmeliyidniz 🙂 Oysa evim papirus dolu ama  ne bilsin anlatmaya çalıştım. Nezaket gösterdiğimi düşündü herhalde sonunda kırmayıp bir Nefertiti resmi  aldım, ismimi hiyeroglif harfleri ile yazdırdım. Artık hepimizin elinde ismimizin hiyoroglif albesinde yazılmış papirüsleri vardı. Keyfimiz yerine mi gelmişti.

Taksilere bölünüp, karnımız tok, keyfimiz yerinde düştük yollara. Yol da ne yol. Gece olmuş Kahire’ nin diğer yüzü kendini göstemişti. Derler ya gece kötülükleri, pislikleri örter diye. Yalan küllüm yalan.  ( arada Arapça kelimeler kullanma alışkanlığı da edindik yani ) Sokaklar, insanlar, trafiğin keşmekeşliği daha da bir gözler önündeydi  sanki…

Korna sesleri, satıcılar, ellerinde çeşit çeşit ne olduğunu çoğunlukla anlamadığımız bir şeyleri yiyen çocuklar, kadınlar. Hepsi bayram gününün gecesini belli ki sokaklara atarak geçiriyorlar.  O kalabalık caddede ara sokağa sapıp bir kahveye attık kendimizi. Kadınların girmediği bir yer olsa gerek masamızın etrafı çevrildi. Herkesin bize bakmasına şaşırmıştık, öyle dakikalarca bakıştık.

meraklı arkadaşlar

Ufak çocuklar; what s  your name deyip kaçıyorlardı. Hepsi konuşmak istiyor meraktan, heyecandan kocaman olmuş kapkara gözleri ile bakıyorlardı bize.
Ordan çıktıktan sonra sanırım hayatımızda kolay kolay  şahit olamayacağımız bi manzara karşısındaydık. Meğer bu akşam çok önemli bir film gösterime girmiş ve bütün Mısır bu geceyi bekliyormuş. Yani biz öyle tahmin ettik. Caddelerdeki insan seli, sinemaların afişleri geliyor gözümün önüne içeri girmek için üst üste olan insanlar. Yılbaşı gecesi Taksim meydanında olmak gibiydi. Çok renkli bir görüntüydü. Kızlar da başka bir alem burda. Süslü püslü, her yanları boncuklu parıl parıl kıyafetler, yüzlerde bir ton makyaj, tırnaklarda ojeler gülüşerek geziniyorlar gece demeden…

Nil kenarına kadar bu kalabalıktan sıyrıldığımızı sanıp gelmişken önümüze bir sorun  çıktı. Karşıdan karşıya geçmek! İşte bu tam bir  kabustu. Bunu başarırsanız gerisi kolay  taksiciyle pazarlığı da yaptınız mı bitti gitti. Pazarlık aşaması da ayrı bir zorluk gerçi . Sonradan ne yapıyoruz biz deyip vazgeçtik. Her yere 20 pound vermeye başladık  Onu da neden sabitledik hala anlamıyorum sanırım hesaplaması  kolay olmuştu.

Neydi o arabalar öyle? Yıllardır yıkanmamışla , aynalar ya yok ya da sökülmüş. Arabanın içinde sağda solda bi sürü küçük ayna ve süs eşyası sarkıyor. Hızlı gitmeleri ayrı bir alem, deli gibi sollamaları, camdan el kol hareketi yapmaları.  

taksimetre mi o ??

orhan baba eksik

Gece   otelin sanırım en kötü odası olan Kerime ve benim odam grubun sohpet odasıydı.  İçilen kahve  ve çayların yanında çok keyifli  sohbetler yaptıktan sonra bitkin uyumuştuk. halen kulağımda taksicinin no problem deyisi vardı. 

Diğer Mısır yazılarımı okumak isterseniz linkler aşağıdadır. Ha yazımı sevdiyseniz siteme abone olusanız ekstra sevinirim.

Saygılarımla

Mısır’ a gitmek başlıbaşına bir macera mı?

Mısır’ da son günümüz

Kahire’ de gezilmesi gereken yerler

Piramitlerden bizi bekleyen maceralar

2 Comments

Bir Cevap Yazın