Mısır da 4.gün

Son sabah olması kötüydü , Kahire den erkenden ayrılacak olmamız kötüydü ,Bacaklarımızdaki ağrı kötüydü. Yapacak bir şey bulmalıydık otel çevresinde bir yere gitmeliydik. Sonunda gruptan birilerinin tavsiyesi ile firavun köyüne gitmeye karar verdik . Burası Dr.Fuat ın kurduğu girişinin lunepark a benzediği ama içinde eski Mısır yaşantısının canlandırıldığı çok güzel bir adacık . Tutankamun un mezarının orginal ölçüleri ve şeklindeki bir kopyasını gördük , papirüs yapımı, Eski mısırlıların tarım yapışı , cam işçiliği ,parfüm imalatı , mumya yapılışı , balık avlamaları gibi tüm yaşamsal olgularının canlandırıldığı tiyatral bir tatta birkaç saat geçirdik .

Doğrusu çok şey öğrendik. Telefon ile bize uçak saatinin geçe  bilgisi de  gelince ohh var mı bizden mutlusu dedik.O zaman hadi bakalım Han el Halil i çarşına gidelim .

 …

Çarşının daracık sokakları yüzlerce, kumaş, papirüs, antikacı, baharat, parfüm, halı dükkanıyla kaplı. Ne arasanız var burada, rengarenk bir dünya burası…Yemeğimizi yiyelim , son kez bir nargile tüttürelim dedik .Şehrin en cafcaflı meydanında sokağa attıkları masalarda nerdeyse tamamını turistlerden oluşan insanlar ile yan yana Mısır usulü yemeğimizi yedik .Yeri geldi elle yeri geldi çatal la ama sanırım tıpkı onlar gibi elle yeyince pis pis parmaklarını yalayınca güzel oluyoo tadı … Üzerine çay içmeliyiz dedik . Kahire ye geldiğimizden beri kitaptada bahsi çokça geçen fishawi cafe house  bulduk .

Mistik bir havası var diğer tüm çarşı içindeki kahvehaneler gibi ama buranın özelliği var yaklaşık 150 yıllık …. Bu yıllar içinde kimler gelmemiş ki buraya ülke başkanları , sinema yıldızları ve şimdi biz . Dekoru harika ; kocaman aynalar , doldurulmuş timsahlar , eski radyolar ,eski bakır eşyalar ile süslenmiş.Bizde nargilemizi sipariş ettik çay ve sahlep söyledik arkamıza yaslanıp Han el Halil i çarşısının kokusunu ve gürültüsünü dinleyerek dinlendik.

Tek kelime ile muhteşemdi.her ne kadar sizi gören çarşı esnafı hasan şaş yavaş yavaş diye seslense de güzel bir çarşıdır .Size bu hikayeyi anlatmadım sanırım  , yeri gelmişken hemen yazalım … efendimmm Türkiyenin şu meşhur dünya kupasında 3. olduğu dönemde bir maç tüm Mısır da da soluksuz izlenirken bir ara top HasanŞas ın ayağındadır ve aniden topu kaybeder. Maçı anlatan Mısırlı spiker aniden – Hasan ŞAŞŞ yavaş yavaş !  der ve bu artık o gn bugün her Türk gören Mısırlının söyleyeceği bir tekerleme haline gelir maalesef 🙁 nasıl da tatlı söylüyorlar derken bunu milyon kere duyduğunuzda deliriyorsunuz ve Türk olduğunuzu saklıyorsunuz .Yapacak bir şey yok çünkü …

….

Aynı gün Kerime ile çarşıda yürüyoruz ve kendi aramızda dahi Türkçe konuşmama kararı alıyoruz .Zira dilimizden anlıyorlar çakallar 🙂 ve çok geçmeden peşimizden gelen adamın söylediklerine hiçç tepki vermeden ilerliyoruz . diyalog şöyle :

–  are you türkish ?
– …….
– are you spanish?
-…..
– are you hungrian ?
-……
– are you german ?
-…….
bizim uzun sessizliğimiz bitmiyor onun soruları çarşıyı bir baştan diğer başa adamla yanyana geçirmemiz garip ama bıkkınlık izi yok adamda . Biz tükendik oysa . En sonunda o da patlıyor bir hamle ile valah billah you Türkish demesi ile biz de de ipler kopuyor .Karşılıklı gülmeler veee o meşhur söz geliyor HasasŞaş yavaş yavaş !   offff Allahım yine mi derken esnafın dükkanında kendimizi buluyoruz .Yine maçın mağlup tarafıyız 🙁 Yine alışveriş yine gitti paralar elimizde poşetler … Olsun onlar mutlu biz mutlu ne de olsa Mısırlılar bizi kendilerine kardeş biz onları kendimize dost biliyoruz.İçtenliklerine inanmamızı güçlendirecek derin bağlarımız var onlarla … İşte bu duygularla otelemize dönerken, arkamızda bıraktığımız Kahire ye son kez bakmak hüzünlüydü.

Otele vardığımızda şehrin kale bölgesini gezen arkadaşlarımızı dinledik.Kale içindeki cami çok büyük ve çok önemli aslında Osmanlı mimarisine en yakın cami. Kale içinde eski bir hapishane var büyük bir alana yayılmış öyle aklınıza küçük bir kale gelmesin yani . Şehri tepeden izleyecek olmanızda ayrıca güzellik katıyor buraya . Zaten nerde olursanız olun sanki kafanızı kaldırıp şehrin yüksek noktasına baksanız kale yi görürüsünüz derler. Arkadaşlarımızın ufak bir ölüler şehri yakınında korkulu dakikaları olmuş ama neyse ki atlatmışlar .

Ölüler şehri

Ölüler şehrinden de bahsetmek gerekirse . Burada yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı belirtiliyor. Kaldırılması için Mısır’da tartışmalar yapılan eski mezarlıklardır. Kaldırılmak isteniyor çünkü orada mezarlık bekçilerinin mezar üstlerinde evleri yer alıyor.Git gide yaşam öylesine yoğunlaşmış ki, Kahire’de doğan bir çok çocuğun ikamet adresi olarak mezarlığın gösterilmesi üzerine, yetkililer harekete geçmiş. Şimdi burayı boşaltıp mezarları çöle taşımayı düşünüyorlarmış.Haksız da sayılmazlar hani …Söylenilene göre değil gece gündüz bile orada yaşayan biri değil iseniz girmeniz çok tehlikeli , polisler bile giremiyormuş . Öyle elinizi kolunuzu sallayarak gidip bir kaç fotograf çekeyim diyemiyorsunuz yani . Yoksa bizim gibi herkes için merak uyandıran kapalı bir kutu …

Eve dönüş yolculuğuna doğru hareket başlamıştı. Bizi havaalanına götürecek otobüse bindiğimizde son kez korna seslerinin , insan kalabalığının arasından geçerek piramitlerin uzaktan siluetine baktık.Kale bütün ihtişamı ile duruyordu ,sarı minareleri ile camiler , aralardan gözüken kilise çan kuleleri hepsi birer birer geride kalıyordu ..Ağzımızda içtiğimiz kahvenin buruk tadı ile burnumuzda nargile kokusu kalmıştı ..Kimbilir birgün yine gelirdik …Kesin gelirdik sadece bir kez gideceğiniz görsem yeter yerlerden değildir Mısır … Defalarca gitseniz sizi yine çağıran o sesi uyarsınız ve dayanamazsınız. İstanbul dan başka şehirlerde özlenirmiş dedirten yerlerdendir yanii .

Bizler için yaşananlar güzeldi  ….
Yaşanmalıydı doyasıya , yaşamıştıkta ….
En önemlisi de MISIR DAN ANILARLA DOLU KOCAMAN BİR ÇANTA İLE DÖNÜYORDUK  ..

Yazımı arkadaşlarınızla paylaşmak isterseniz

2 Comments

  1. hasan sas yavas yavas muthis bir espiri.
    her ulkede muhakak rastladigin arnavutlara misirda rastlayamadinmi cok merak ettim?
    anlatiminida cok begendim boyle devam et.

    1. teşekkürler, tren de bize yardım eden ikiz delikanlıların mavi gözlü olduğunu görünce sorduk ve dedemizin kökeni balkanlarmış dediler ama onlarda bilmiyorud .İçimden bir ses arnavut olduklarını söylüyor hala …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir