İlk yurtdışı Atina

Atina ilk turist gibi yurtdışına gittiğim yer. O yüzden bende yeri hep ayrı kalacak. Bu yüzden bana en çok sorulan sorularda birini cevaplayacak bir yazıda kendisi başrolde. İlk kez nereye gittim? Nasıl gezmeye başladım? İş için mi zevk için mi geziyorum? Tek mi geziyorum, turla mı gidiyorum? Bir anlatayım da rahatlayayım.

Aslına bakarsanız gezme duygusu, harita sevdası çocukluktan insanın içine işleniyor kanısındayım. Okunan bir kitap, dinlenen hikayeler etkili oluyor ama Barış Mançonun da büyük payı var eklemeliyim. Hayallerimizin peşinden gidip neden olmasın dedirten adamdır kendisi, minnettarız.
İlk ve son iş seyahatimdi. Daha pasaportum yoktu. Nasılsa vize çıkmaz diye düşünürken 1 gün içinde alınan pasaport, 2 günde alınan Yunanistan vizesi ( ki o zaman Yunanistan  schengen değildi ) ilk kez uçağa binecek olmanın heyecanıyla, elimde bir sürü evrak yanımda patronum, avukat ve broker-kaptan arkadasla kendimi  uçakta bulmuştum.  Şimdilerde uçağa binmek sıradanlaştı  ama o zamanlar çok onemli bir şeydi. Eylul 1999  o zamanlar sadece THY var ve İstanbul’ da bir havalimanımız var. Şimdi düşününce  Türkiye nerden nereye geldi diyor insan.  Oraya gidiş nedenimiz ise bir gemi satın alım işlemini halletmekti.

Atina’ nın  yaşattıkları 

Dünya kadar evrak, yazışma, toplantılar, konsolosluklar arasında geçen 2 günde ne ben Atina yı ne de Atina beni gördü anlayacağınız 🙁   Akşam olup da işimiz bitince Atinalıların arasına karışabildik…  Yenen yemekler, eşlik eden müzik  tanıdık. Bize ev sahipliği yapan Alex, Antonis  ve diğerleri de o kadar tanıdık. Bizler  orada o gece aslında iki ülke, iki ayrı millet gibi gözüksekte  nasılda birbirimizden farkımız olmadığı hakkında konuştuk durduk… Onlarla bifteki, moussaka, yanında cacıki yedik. Tatlı olarak baklava, halva, kadayifi  geldiğinde  Sezen Aksu’ nun çalmaya başlaması  tesadüf mü diye gülüştük. Alex masadakilere çocukken neden Yunanistan’ a göç ettiklerini yıllarca anlayamadığını,  onunla Türk diye dalga geçilişini anlattı.

” Ben  Fenerbahçeliyim,   ofisteki  arkadaşım Dimitri  Galatasaraylı hatta en büyük zevkimiz birbirimizi kızdırmak… Türk kahvesi içene kadar zor sakinleşiriz pazartesi sabahları  derken ekledi  biz hiçbir zaman Atinalı olmadık  olamayız da çünkü İstanbulluyuz. Hem de kaç göbektir Kadıköylüyüz bilseniz” derken iç çekmesi halen aklımdadır.

İkinci günümüzde konsoloslukta devir teslim işlemi bitince,  İstanbul’ u arayıp artık  gemiye Türk bayrağı çekilebilir demiştik  ve ülkemiz filosuna yeni bir gemi katılırken biz de uzun yıllar sürecek olan dostumuz Alex’ i kazanmıştık. Birkaç yıl  sonra oğlunu İstanbul daki  vaftizine  beni de davet etti… O telaşta  bile “seni Parthenon a çıkaramadım ya yazıklar olsun bana ” dedi gülüştük. Gerçekten de iş yoğunluğundan gidemediğim tepeden şehre bakan ihtişamlı Parthenon’ un  görüntüsü hep aklımda kaldı.

Atina tarihin gölgesinde bir şehir
Peki ya sonra

İşte böyle ilk gezideki arkadaşlarım belki el vermişlerdir ya da bu durumda ayak vermişlerdir gibi bir şey oluyor sanırım. Netice de bütün dünyayı gezmiş bir patronum, tecrübeli kaptan arkadaşım, tecrübeli bir avukat ile iş için bile olsa birkaç günü farklı bir ülkede geçirmek yetmişti.  Kafamda hep şehrin tarihi, karmaşası, bizimkine  benzer mutfağı,  insanların cana yakınlığı  ile  bir daha kesin gelmeliyim fikri kalmıştı.

Öyle de oldu ve bir grup arkadaşımla birlikte yılbaşı tatiline denk getirip dört günlüğüne Atina’ ya tekrar gittim. Onu da başka zaman yazarım. 

Bu kısa iş gezisi artık hiçbir şekilde yerimde durmamalıyım, gezmeliyim, yeni yerler görmeliyim duygularımı fitillemişti. Ablam zaten gezen biri olduğu için onunla iyi bir ikili oluşturduk ve gezmeye başladık. O da ben de arasıra kendi arkadaşlarımızla ya da tek başımıza da geziyoruz elbette. Bazen ikimize eklenen arlkadaşlarımız da oluyor ki bu çok eğlenceli de oluyor. Gezilemizi kendimiz planlayıp, küçük bir sırtçantası ile turlardan bağımsız bir şekilde yapıyoruz. Yani vize, bilet, kalacak yer, yeme-içme her şeyiyle planlamayı kendimiz yapıyoruz. Bu bizi en mutlu eden kısmı. Elbette benim için gezilerimi daha doğrusu anılarımı yazmak da işin keyifli bir son aşaması oluyor. 

Bu açtığım web sitesi çok yeni elimden geldiğince gördüğüm yerleri anlatmaya çalışacağım. Yazılarım hoşunuza giderse abone olursanız beni çok sevindirirsiniz. 

Yazdığım diğer yazıların birkaçının linki aşağıdadır.

Sevgiler, saygılar… 

Bir Cevap Yazın