Sadece Lübnan ‘ın değil dünyanın en eski şehirleri

 Lübnan ‘ın en eski şehirlerinden Sur -Tyre 

Tarihte mor rengin kullanılmaya başlandığı şehir burası . Aman ne önemli bilgi 🙂 ama öyle düşünmeyin  o tarihlerde bu önemli idi. Bu çok gerekli olmayan bilgiden sonra  ilk işimiz şehrin adını öğrenmek olsun .Çünkü Lübnan hakkında araştırma yapınca farkettim ki bu tip antik şehirler  çok farklı isimlerde biliniyor .İngilizce adı olan Tyre , halk arasında Fransızca ikinci dil olduğu için Sour , bölgede yaşayan yerlilerce Arapça adı olan صور (Ṣūr) kullanılıyor . Eğer kulağınıza İbranice adı olan Tzor ya da Yunanca adı olan Tyros da çalınırsa bilin ki doğru yerdesiniz . Haa bir de üşenmedim Fenike lisanında nasıl yazılır , nasıl okunur onu da buldum ;  buyrunuz  (Şur)  ! Hizmette sınır olmadığını da ispatladıysak şehri tanımaya başlayabiliriz demektir .

Sur-Tyre -Alıntı

Beyrut’un 83 km güneyinde İsrail sınırına 30 km mesafede deniz kenarında şirin mi şirin bir yer . Lübnan’ın dördüncü büyük şehridir. Modern bir şehir değildir bu yüzden şehrin tarihi dokusunu incelemek isteyenlerin uğrak noktasıdır.

Tarihin Babası Halikarnaslı Herodot  Sur’u ziyaret ettiğinde mabedin başrahibinin kendisine şehrin MÖ 2.750 senelerinde kurulduğunu söylediğini nakleder.
Tanıdığımız en meşhur Surlu ise  Fenike kralı Agenar’ın kızı  güzeller güzeli Europa’dır , ki adı bir kıtaya verilmiştir. Bunu da öğrendik başımız göğe erdiyse  devam edelim.

Sur ‘un tarihi

Asur Kralı Nebukadnezzar  13 senelik uğraşıp ada şehrini almayı başaramamış . MÖ. 333’te Pers Kralı III. Darius Büyük İsken­der’e yenilince, Sur kenti dışında bütün Fenike kentleri teslim olmuş. Ama bu Surlular nasıl direnişçi çıktılarsa  Büyük İskender şehrin deniz tarafını ancak yedi ay mücadeleden sonra ele geçirebilmiş. Peki bunu neden anlattım ? Şehir bulunduğu stratejik konum nedeniyle çok önemli bir direnişin halen yaşandığı yer. İsrail’e sadece 30 km yakın olunca 14 Mart 1978’de savaş uçakları eşliğinde 25.000 askeriyle işgal etmiş. Yetmemiş 1982 de denizden saldırmış . Bu durum karşısında Sur halkı belirsizlik içinde yaşamaya başlamış .Lübnan ‘da insanlar mis gibi limon ağaçları , muz ağaçları gölgesinde değil silahların  altında yaşamak zorunda kalmışlar.  5 ay süren işgalde 18 yaşındaki bir direnişçinin bomba yüklü bir araç ile İsrail karargahına girmesi şaşkınlık yaratmış. Hatta İsrail tarafı bunu kendilerine yedirememiş olsa gerek “yok canım arabayla filan girmedi ,el bombası attılar “demiş . Şii Hizbullah grubu  ve  İsrail  güçleri arasında halen süren ara ara  çatışmalar , karşılıklı saldırı planları devam ediyor . Her yerde Şii liderin fotoğrafları var, aslında bu bile insanı geriyor .Beni en azından gerdi , sevmiyorum aşırılığı …

Sur sokakları

Biz  Lübnan ‘ın bu şehrine antik kalıntılar , tarih boyu önemi , dinler tarihindeki yeri , denizi havası için gitmek istedik. Saida  şehrindeki tanıdıklar  “sakın gitmeyin Sur ‘da ne işiniz var” deyince pek bir anlam veremedik . Fakat  şehir için tüm söylenenler meğer doğruymuş  Sur şehri Hizbullah örgütünün kalesi durumundaymış . Yanınızdan geçenler belki onların belki Mossad ın birer casusu ya da yok öyle bir şey sadece ekmeğinin derdindeki Sur halkı 🙂 Bunu bilmemiz imkansız  . Asıl ilginç olan bazı şehirlerin kaderinin binlerce yıldır hiç değişmemiş olması . İyi ki gittik , gördük dediğimiz şehirler arasına Sur ‘da a girmiş oldu.

Sur ‘da
Sur harika kumsallara sahip bir şehir
Neler gördük ?

Fenikelilerin kurduğu şehrin deniz kıyısında antik kalıntıları halen görülebiliyor. Biz ise limandan rastgele sapınca rengarenk boyanmış evlerin bulunduğu bir sokağa geldik. Tipik akdeniz insanı ,sokakta kapı önünde muhabbetteler … Allahtan bu gezide beraber olduğumuz yengem ve yeğenim iyi derece Arapça konuşuyorlar da direkt halk ile sohbet edebiliyoruz . Yoksa Beyrut’ta tamam da buralarda İngilizce bilen zor bulunur. Neyse efenimm ; kapı önündeki kadınlardan birine ” ne kadar güzel çiçekler bunlar ” dememizle girsenize bahçeye , demez mi .  Hiç düşünmeden girdik tabii ki . Bahçesini gezerken yerdeki bombanın  izini gösterdi .Çok korktuk dedi ,şu aşağıya saklandık . Halen bir gürültü olduğunda tedirgin oluyoruz . Peki böyle yaşamak çok zor olmuyor mu , diye sorunca cevabı tek kelime ve çok etkileyici idi ;  HAYAT  !

Evsahibemiz bir Hristiyandı , evine aldığı bizler  Müslüman , şehri  bombalayan ise Yahudi …

İnsan anlam veremiyor 🙁

Lübnan ‘ın en eski şehirlerinden Saida -Sidon

Osman Hamdi Bey

Buyrunuz yine Lübnan ‘ın antik bir  şehrindeyiz . Bu şehrin ilk kez adını duyduğum anı çok net hatırlıyorum . Zaten bazı anları çok net hatırlarken dün yediğimi unutmam da ayrı bir enteresan ama  mevzuu  şu an bu değil 🙂  Hatırladığım an taa ilkokul çağlarımdan o yüzden böyle bir giriş yaptım. Osman Hamdi beyi tanır mısınız ?

ağlayan kadınlar lahti

İstanbul Arkeoloji müzesini hiç gezdiniz mi ? Gezmediyseniz çok yazık , gezdiyseniz İskender Lahdini , Ağlayan Kadınlar lahdini bilir misiniz ? İşte bütün bu eserlerin Saida ( Sidon ) şehrinde Osman Hamdi beyin yaptığı çalışmalarına borçluyuz. ( Hastası olduğum ilk 5 adam listesinindedir kendisi )  “Kaplumbağa Terbiyecisi ” tablosu nedeni ile ressam sanılıyor ,oysa o bir arkeologtur ,müzecidir, eğitmendir. Osman Hamdi Bey  Nemrud Dağı, Myrina, Kyme, Aiolia Nekropolleri’nde ve Lagina Hekate Tapınağı’nda kazılar yapmıştır.

O dönemde Osmanlı içinde olan Lübnan’da ,Saida’da açılan bir kuyuda bazı eserler bulunur ve imparatorluğa bildirilir. Bunu üzerine Osman Hamdi Bey bir ekip kurarak Lübnan’a gider ve Saida kazılarını gerçekleştirir. Bu kazılar sonunda dünyaca ünlü İskender Lahdi başta olmak üzere  pek çok lahit bulunur. Bu lahitler mezar odasından bir takım düzenekler kurularak insan gücüyle önce gün ışığına çıkartılır. Buradan gemilerle İstanbul Limanı’na taşınır. O günkü şartlarla bu lahitlerin  Çinili Köşk’e çıkartılıp sergilenmesi zordur .Yeni bir müze binası ihtiyacı doğar. Osman Hamdi Bey’in isteği üzerine dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından Arkeoloji Müzesi inşa edilir.

İskender lahti

Babam ve dedem Arkeoloji müzesinde çalıştığından  müzede çok vakit geçirirdik. Turistler varken ortalıkta koşmamamız için olsa gerek , genelde tadialtta ya da  kapalı olduğu günler ben orada oynardım  🙂 Pek anlamazdım haliyle ama İskender  Lahdi önüne gelince dakikalarca durup izlediğimi hatırlıyorum. Hatta rahmetli dedem Osman Hamdi bey çıkarmış bunu diye anlatırdı. Büyük adam imiş breh breh , derdi . Açıklamalarda Sidon – Saida bugünkü Lübnan yazısını okuduğumu çok net hatırlamam bu yüzden işte ! O zamanlar haritalara bakıp yerini bulmuştum . Kim derdi ki gün gelecek ve ben o şehre gideceğim .Lübnan biletini aldıktan sonra aklıma geldi bu bilgi ve çok sevindim.

Saida kalesi

Fakat şu an tam olarak nerden çıkarıldığı  bilinmediğinden biz sadece şehrin  kalesini , eski dar sokaklarını gezdik. Bir de bu şehirde yengemlerin Arabistandan tanıdıkları Lübnan ‘lı aileye misafir olduk. Evlerinin olduğu mahallenin adını taksiciye söyleyince bir telaşlandı , haliyle bizi de telaşlandırdı . Fakat korkularının yersiz olduğunu lüks apartman dairesinde olan evlerine varınca anladık.

Saida daki misafirliğimizden
Lübnan bayrağındaki ağaç

Şoförü rahatsız eden ise Sidon şehrine tepeden bakan mahalle imiş. Burası  aynı zamanda  tel örgüler içinde kırık dökük, hatta bombalanmış binaların yer aldığı büyük bir alan . Bu alan zaman zaman yaklaşık 50.000 Filistinli mültecinin yaşadığı Ayn el-Hilve mülteci kampı. Bu kampta  güvenlik tamamen Filistinliler tarafından sağlanıyormuş.

Aynı zamanda burası Lübnan’daki en büyük mülteci kampı imiş. Fakat bizim ilgimizi uzaktan gördüğümüz bu mülteci kampından çok masmavi Akdenize bakmak , bahçedeki sedir ağacını incelemek , lezzetli yemeklerini yemek çekiyordu . Ev sahibesi o kadar hazırlamış değil mi ama 🙂

Lübnan ‘ ın en değişik şehirlerinden Trablus _Tripoli  

Trablus-Tripoli

Başlığı okuyup fazla açılıp Libya ‘ya gittik sanmayın .Hemen açıklıyorum ; Lübnan ‘da da Trablus şehri var . Hatta Osmanlı egemenliğinde iken sınırlar malum geniş olunca ülkede iki Trablus olmuş . Karışıklıklara mahal vermemek için Libya ‘daki ülkenin batısında olduğundan  Trablusgarp ,Lübnan’daki ise Şam ‘ yakın olduğundan Trablusşam adını almış . Şimdilerde ise ne hikmetse hem Tripoli hem  de Trablus diyorlar bu Lübnan’nın ikinci büyük şehrine. Zaten bu ülkede şehir isimleri kaosu yaşanıyor resmen.

Triopli

Bu şehri nasıl anlatsam bilemiyorum ama Hindistan’ı anımsattı bana. Biraz da Mardin’i .Savaştan önce Şam ‘ı gören yengeme göre de  Şam’a benziyormuş . Velhasılı değişik bir şehir . Bir yanda sahilde yüksek lüks binalar var bir yanda labirent gibi dar sokaklar . Haliyle halkın profili de zengin ve fakir olarak ikiye ayrılıyor. Anladığımız , anlatılana göre de Lübnan’dan  bir çok özelliği ile ayrılan bir şehir . Adı genelde sorunlarla anılıyor. Bu yüzden olsa gerek ,  ne işiniz var diyen en az 20 kişi oldu. Taksici iyi götürürüm ama, dedi ve ekledi.  Peşinen söyleyeyim yine de olay olur, yollar göstericiler  tarafından kapatır. Barikat kurarlar , şehre giriş çıkışa izin vermezler . Çatışmalara denk gelebiliriz . Saydı da saydı . Biz ise inatla ; Sur içinde öyle dediler pek de güzel şehirmiş, sonra pişman olmayalım , gidelim,  dedik ve gittik.

Trablus ‘ta içiçe geçmiş evler, yaşamlar
Sabuncular hanları

Hiç pişman olmadığımız gibi sevdik de üstelik … Şehrin kalesinden gezmeye başlamak iyi bir fikirdi çünkü tepeden biraz fikir sahibi olmuş olduk. Dedikleri doğruydu pis , kalabalık , karmaşık ve pek güvenli görünmüyordu. Ama her gittiğim yeni şehirde aynı şeyi düşünürüm “burası onların şehri , benim değil ” nasıl isterlerse yaşasınlar , bana ne ? Kaleden sonra kaçış yok bir sokaktan şehre dalacağız , dedik . Sabunlarıyla ve tatlılarıyla meşhur bir şehir Trablus . Hal böyle olunca çarşı içinde gezerken sabun atölyesi sorduk. Ufak bir çocuk ben sizi götürürüm dedi, takıldık peşine . Aynı bizim Mahmutpaşa gibi içiçe geçmiş dükkanlardan oluşan sokaklarda ilerlemeye başladık. Ortasında bir havuz etrafında sıralanmış dükkanları olan bir hana girdik. Sabun yapım aşamalarını dinledik, kokladık , ayıp olmasın diye sabun aldık. Hava sıcak , açıkmışız şehir de pek karmaşık olunca en iyisi tanıdıkları arayalım da bizi alsınlar. Hatta gerekirse onlar gezdirsin , diye kendi aramızda karar verdik .

ilk rehberimiz soldaki , tatlıcıya götüren Ali ise sağdaki

Telefon hattımız olmadığından sabuncudan internet ile onlara ulaşmasını rica ettik. Tanıdıklar orada bilindik bir tatlıcı aile ama koca şehir . (hele o karmaşayı tarif edecek kelime bulabilsem keşke nasıl iyi olacak ama yok   ) . Nasıl buluruz derken havuz kenarında , sedirlerde keyifle nargilesini içen amca demez mi ben tanıyorum onları diye. Derin bir nefes aldık ama bizim taksici Beyrutlu buraların yabancısı nasıl bulacak adresi ? Bu kez çırak Ali yanımıza rehber olarak verildi , yola düştük. Çocukcağız belki hep yürüyerek gittiği için ne kadar ara sokak varsa giriyor “sağa ,yok yok sola “diyor. Şehir şehir değil delhiz mübarek :). Bir an yolu bulamayacak diye düşünürken keşmekeşten uzak modern yerleşim yerine gelince bir baktık kapısına kadar ufaklık bizi getirmiş. Kendisine sıkı sıkı tembihlendiği üzere para almak istemiyor ama biz veriyoruz . Taksiye ne kadar lazım Ali ? yok yok almam .Olur mu öyle şey almalısın parayı , diyoruz ,almıyor. Biz ısrar ediyoruz o almıyor derken 1000 LL diyor , 2000 veriyoruz ,Sukran deyip gidiyor. Sonra mı ,  tatlıcı dükkanına bir dalışımız var ki sormayın gitsin. Tatlı fotoğraflarını yazının sonuna ekledim , dikkatiniz dağılmasın 🙂

ayy bir de seçim haftasına denk geldik

İşte bir Trablus hikayesi böyle bitti sanıyorsunuz değil mi ? Hehe ,yanıldınız . Şoför amma da sallamış ne olayı filan diye gün boyu söylenirken dönüş yolunca o da ne ? Bir acayiplik var,0toban yolda  kilometrelerce uzun kuyruklar olmuş .Olayı biraz yaklaşınca anlıyoruz .Kadınlar oturma eylemi yapıyor. Asker ,polis orda ama bir şey yapamıyorlar . Söyleninene göre çarşaflı kadınların altlarında sakladıkları silahlar yetmezmiş gibi mahsus onları ön plana sürüp tepelerde başka direnişçiler bekliyormuş . Peki nasıl döneceğiz Beyrut ‘a ? Üstelik kimle konuştuysak “welcome to real Lebonan” diyor , anlaşmış gibi 🙂

….

Uçağımız sabah karşı ama beklemek hem tedirgin edici hem sıkıcı takdir edersiniz . Neyse ki  yan araçtaki adam bizim şoförün yolları bilmediğini anlayınca takılın peşime dağ yollarından gideceğiz, sizi Beyrut ‘a çıkartacağım , dedi. İyi madem gidelim deyip yola düşüyoruz. Trablus ‘ta ki tatlıcı ailenin söyledikleri aklımıza geliyor ; aslınca bizm dağlarımız güzeldir .Köy evimiz var keşke erken haber verseydiniz oraya giderdik . Demek nasipte Lübnan dağlarını gezmekte varmış deyip etrafı izliyoruz .( bizde de nasıl bir rahatlık varsa artık ) Hiç tanımadığımız bir araç önde biz arkada resmen 2000 metrelere filan çıkmışız. Serin bir havada yer yer zeytin ağaçlarının yer yer meyve ağaçlarının arasında Akdeniz manzarasını izleryerek ilerliyoruz . Harika köyler, düzenli evler ile sanki Lübnan’da değil Fransız rivierasındayız . Sonunda adam haklı çıkıyor kilometreler sonra siz bu yolu takip edin ben burdan ayrılıyorum ,deyip gidiyor . Teşekkür ediyoruz nedense fotoğrafını çekmemize izin vermiyor. Biz geçikmeli de olsa Beyrut ‘a varıyoruz . Tabii hemen Beyrut’un en renkli Hamra bölgesinde gezmeye başlıyoruz. Enerjimizden hiçbir şey eksilmiş değil 🙂 Grup dişli çıktı …

bazı şehirler diğerlerinden farklıdır

Otele dönünce Trablus’un aslında ne kadar değişik olduğunu , günlerce gezsen bitmeyecek oluşunu,kültür mozaiğini konuşuyoruz . Sonra bir anda yine bizi tanıdıklara ulaştırmaya çalışan sabuncuları , küçük rehberimiz Aliyi hatırlıyoruz . Tatlı ziyafeti çeken Usame hanım ve eşini , beni takip eden diyen adamı anıyoruz . Sonuçta gördüğümüz şehirlerin güzelliğinden çok gezerken yaşadığımız anıların önemli olduğu kanaatine varıyoruz . Ama yineliyorum Lübnan’nın farklı bir yüzü için Trablus görülmeli ve yineliyorum tehlikeli olabilir 🙂 . Lübnanda çok vaktiniz yoksa tercihiniz olmasın . Fakat  vaktim var , sizin gibi tüm ülkeyi karış karış gezmek istiyorum derseniz gidiniz .

tatlı
tatlı şöleni
tanıdık geldi mi ?
en kötüsü hangisinden başlayacağını bilememek
Yazımı arkadaşlarınızla paylaşmak isterseniz

1 Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir