Sarajevo da gezilecek yerler !

sevgili okuyucu ; sizlerle birlikte serinin sonu Sarajevo ya geldik.

Split ten iki katlı otobüsümüze  bindik ve yol boyu konuşa konuşa sınıra vardık , miss gibi lavantalardan topladık . O esnada pasaport kontrol işlerimiz bitmişti ve biz artık denizi arkamıza bırakmış önümüze güzel kokulu Bosna ormanlarını seyre koyulmuştuk bile … Yolda giderken oraya varışımız geç olacak hostel de ayarlamadık gecenin bir vakti açıkta kalmayalım derken aklımıza Baskavoda da evinde kaldığımız bayanın verdiği numarayı aramak geldi. O bayan ı hatırlamayanlar için burda yazı linki ADRİYATİK KIYILARINDA BİR YERLERDE … Adamcağız tamam siz merak etmeyin ben sizi gelip otogardan alırım dedi. İçimiz biraz rahatlamıştı . Hakikaten Sarajevo ya vardığımızda otobüsün dibine kadar gelmiş beyfendi kocaman bir gülümseme ile hoşgeldiniz dedi. Haliyle Nermin le boşnakça konuşmaya başladılar biz arka koltukta yıllar öncesinde gördüğümüz yaralı şehre bir kez daha kavuşmanın heyecanı içindeydik . Eee ilk gelişimizde 1 hafta geçirmiştik. O zamanda misafiri olduğumuz öğrenci kızlar çok iyi rehberlik  ve arkadaşlık yapmışlardı . Kalacak yer bulmuşlar , nerde yemek yeriz , ulaşım detayları , nerelerde fazla dolanmamalıyız gibi bilgileri onlar olmazsa öğreneceğimiz yoktu . Çünkü o zamanlar Bosna’ ya fazla giden yoktu hatta neredeyse giden yoktu. Her yer yıkık , ısınma sıkıntılı , ulaşım yoktu. Gelen gidenden anladığımız kadarıyla düzelmişti biraz sarılmıştı yaralar .

Biz bunları konuşurken Nermin de adam ve ailesi hakkında malumatları edindi . Adam hıristiyan karısı müslüman , Baskavoda ‘daki teyzenin tersi yani . Buyrun burdan yakın , dediniz haklısınız ! Bu nasıl bir şey demeyin burası Balkan toprakları herşey olabilir. Ülkenin kozmoplit yapısı bunları doğuruyor . Neyse adam aslında kalacak yer bakmış bizim için ama bulamamış sonradan kendi evinde misafir edebileceğini düşünmüş. Bizde belli bir ücret karşılığında olursa olur dedik. Anlaştık ve evlerine vardık . Karısı da gülümseyerek buyur etti ,karnımızın aç olup olmadığını sordular açız deyince ekmek getirdiler . Buzdolabı dolu istediğinizi alın dediler Şokellalı ekmek yedik .( istanbul da olsa bu saatte mi deriz ) . Banyo daki  herşeyi kullanabilirsiniz dediler ,  ayrı ayrı odalarımızı gösterip  anahtarları verdiler. Siz nerede kalacaksınız dediğimizde arkadaşlarımıza gideceğiz  siz rahat olun dediler  ve çıktılar . Biz şaşakaldık haliyle çünkü ev aniden misafir gelince nasılsa öyleydi  .İnanır mısınız yatak odasında komidinin üstünde kadının altın yüzük ve küpeleri duruyordu . O kadar rahat insanlar . Sağolsunlar varolsunlar !

Sarajevo  sabahında

Hemen yattık ve güzel bir Sarajevo sabahına kalktık . Dağlardan gelen mis gibi hava içimizi açmıştı . İştahımızı da tabii 🙂  Geceden konuştuğumuz gibi hemen Başçarşıya inip burek yemeliydik. Evimiz pehlivanska sokakta, tepeden aşağı iner inmez Katedralin olduğu yere yani ana caddeye inilebiliyor . Şans yine yüzümüze güldü çok merkezi bir yerde kalıyoruz. Kahvaltı için önceden tecrübe edindiğimiz Ferhadiye camisinin sağında bulunan ilk sokaktaki burekçide yedik .

aman porsiyon büyüklüğüne dikkat

Burek (Boşnak böreği),  Türkiye’deki böreklerin çok benzeridir. Kıymalı, peynirli, patatesli ve  ıspanaklı olmakla birlikte genellikle Burek denildiğinde  kıymalı börekten bahsedilir.
Ispanaklı börek “zelyenitsa”, patatesli börek
“krompiruşa” ve peynirli börek ise “sirnitsa” olarak telaffuz edilir. Burekdžinica (börekçi)  adı
verilen yerlerde satılır.

ağır ağır pişen burek

Odun koru üzerine oturtulan saç ayaklarının üzerinde pişirilir .Tepsinin üzerine onu örtecek bir kapak , kapağın üzerine de onu örtecek kor konulur. Böylece hem alttan hem üstten pişirilmiş olur. Böreğin pişip pişmediği kapağın  zincir düzeneğiyle kaldırılması ile mümkün olur.

eski tip terazi , hızlı servis

Oradan çıktıktan sonra artık karnımız tok , yürüyerek gezip şehri keşfetmeye  Başçarşının hemen arkasından başlamaya karar verdik .

Sarajevo çam ağaçları ile çevrili iki tepenin arasında kurulmuş bir şehirdir . Çok eski bir yerleşim yeridir ve hemen hemen her Osmanlı şehrinde olduğu gibi  ortasından bir nehir geçer , Miljacka Nehri.

Sarajevo Osmanlılar gelmeden öncede önemli bir bölge imiş. Osmanlılar yurdu diye biliniyor fakat eski çağlara uzanan bir yerleşim bölgesi aslında .  (  geçenlerde bir belgesel izledim dağlarda bulunmuş dünyanın en eski piramidi var ve uzmanlar halen sırrını çözememişler  ) .  Yıllar boyunca önemi daha da artmış . Avusturya Macaristan himayesine girince adı bir kez daha duyulmuş. Hem de acı bir olay ile … Dünya savaşınınçıkış sebebi olarak gösterilen Ferdinand suikastını bilmeyen , duymayan yoktur.

Şehir  1984 yılında olimpiyatlara ev sahipliği yaparak bir kez daha tüm dünayaya adını duyurmuş.

Son kez dünya Sarajevo adını durduğunda ise maalesef binlerce kişinin ölmesi gerekmiş .

Nehir kıyısında yürüyüş

İnat kuca ( inat ev ) :  anlatılana göre   1892-1894 yılları arasında, Saraybosna’da Osmanlı’dan sonra Bosna’yı işgal eden Avusuturya-Macaristan İmparatorluğu, Miljacka nehrinin kıyısında daha sonraları kütüphane binası olarak kullanılacak görkemli bir belediye binası yapmaya karar verir..Ancak bir sorun vardır.Kütüphane binasının yapılabileceği en uygun arazide, semt eşrafından bir Boşnağın evi vardır. Kendisinden evin değerinin çok üstünde para teklif edilerek, evini satması istenir.

Ev sahibi, çok normal sayılabilecek bir tepki ile bu isteğe uzunca bir süre direnir. Israrlar sonucunda kendisi tek bir şartla isteği kabul edebileceğini söyler.. Nehrin diğer yakasına oturduğu ev taş taş, tuğla tuğla, tüm ahşap malzemesi ile aynı şekilde inşa edilecek.. Avusturya yönetimi Boşnağın bu isteğini kabul eder ve ev inşaa edilir. Tüm bu yaşanılanların üzerine de ev doğal olarak ‘İnat Kuca’ (inat evi) ismini alır. İnat Kuca şimdilerde geleneksel Boşnak yemeklerinin yapıldığı bir restorana dönüştürülmüştür..

Sarajevo kütüphanesi  ;

Bu bina Saraejevo halkının en sevdiği binalardan biridir. Fakat maalesef savaş sırasında bombalanmaktan kurtulamamış ve içindeki binlerce el yazması eser yanmıştır. Şimdilerde ülkenin tek başına karşılayamayacağı bir tadilata girmiştir. Bu yüzden birçok ülke ve Unesco yardımları ile onarılması için dörtbir koldan uzmanlar çalışıyorlar. Anlamak mümkün değil neden yaparsınız ki bunu neden ? Ama cevap aslında ayrıntıda gizli onları yakmak bile onlar için tüm izleri silmek anlamını da taşıyor . Kütüphaneyi yok edersek her şeyi yok ederiz..

Hiç öyle olmayacaktı ama anlamaları için binlerce insanın ölmesi gerekti .

                                                                                                     

Latin köprüsü ;

Boşnakçası da Latinska cuprija … Birçok kelime Türkçe den kalma hatıra Balkan halkına yukarıda adı geçen İnat , köprü , çeşme vb . bir sürü var aklıma gelince yazarım . Bu köprüden karşıya geçer geçmez o tarih kitaplarında anlatılan 2.dünya savaşının garip nedeni Avusturya -Macaristan impartoru ferdinand’ ın vurulması işte tam bu köprüyü geçer geçmez olmuş . Tam orada bir de savaş müzesi var görülebilirler arasında . Müze 1878 – 1918 arası Sarejevo görüntülerini , bir takım savaş  materyalleri barındırıyormuş diye görevliden bilgi aldık ilgimizi çekmeyince biz  girmedik.

işte burada vuruldu yazısı

Karşıya geçmişken biz en iyisi Başçarşıya girelim dedik . Başçarsı
Osmanlı şehirlerinin tüm özelliklerini koruyor . Haliyle şimdi turistik eşya satışları yoğunlukta olsa da eski esnaf yerli yerinde dededen gelen mesleklerini icra ediyor . Bakırcılar , halıcılar , kilim dokumacıları , deri ayakkabı , antıkacılar , börekçi , köfteci ve tabii ki de kahve içeceğiniz yerler sıralanmış .

Sarajevo Sebil 

Ana meydanda  Başçarşı’nın hemen girişinde yer alan ve şehrin en önemli
simgelerinden olan çeşmedir. 1753 yılında Mehmet Paşa tarafından yaptırılan tahta kubbeli çeşme önünde bir fotoğraf çektirmeden şehirden ayrılmayın derler . Bir de suyundan içen bir daha gelirmiş Sarajevo ya ona göre ….

Morica han

Morica han 1551 yılında yapılmış,  1697 yılında çıkan yangından sonra restore edilmiştir. Halen Gazi Hüsrev Bey Vakfı’nın malı olan Moriça Han’da, çeşitli kafelerin yanı sıra otantik kilim vb. eşyalar satan dükkânlar bulunmaktadır.

Brusabezestan

1551 yılında Rüstem Paşa tarafından yaptırılan Bursa Bezisteni, Bursa İpeği satışı için yapılmış bir kapalı pazardır. 1992–1995 yılları arasındaki Bosna Savaşı sırasında büyük hasar alan bezisten daha sonra restore edilmiştir. Günümüzde Saraybosna Müzesi olarak da hizmet vermektedir

Gazi Hüsrev Bey camisi

Saraybosna’da en önemli Osmanlı eserlerinden biri
1531 yılında Gazi Hüsrev Bey tarafından Mimar
Sinan’a yaptırılan camidir. Başçarşı’da yer alan cami Bosna Sancak Beyi de olan Gazi Hüsrev Bey adı ile bilinir. Bosna Savaşı sırasında hasar alan cami daha sonra 1996 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir

Ferhadiye caddesi hemen Başçarışı ile sınır oluşturmuş neredeyse ,burada da  Katedral , ortodoks kilisesi  ,Ulusal galeri , Central bank gibi binalar bulunuyor . Ve bu yolun Mareşal Tito cadddesi ile kesiştiği yerde sönmeyen ateş bulunuyor .

Bütün bu saydığım eserleri gezmek o kadar da kolay değil her ne kadar yanyanaymış gibi olsalarda … Çünkü arada kokular sizi çekiyor bir kahve içiyorsunuz , hadi bir dondurma yiyelim , limonata ferahlatır , acıktık mı ne cebabci yiyelim diyorsunuz ve bir bakmışsınız akşam olmuş

Tatmanız gereken lezzet Bosnak Kahvesi

Bosna Kahvesi Türk Kahvesi’ne benzerdir. Baş Çarşı
içinde oturduğunuz kafelerde  bulmak ve tatmak mümkündür. Bosna Kahvesi kişiye özel bakır bir tepside, bakır cezve, kulpsuz fincanlar, lokum ve su ile
servis ediliyor. Söylenene göre fincanın içinde ayyıldız  varmış . Ben dibine kadar içmedim diye mi nedir hiç görmedim. Evime aldığım takımda da yok . Zaten benim kahve ile aram olmadığından işin lokum kısmındayım .  Rehatlokum diyorlar  , yumuşacık olmasından bu ismi almış olması muhtemel .

Sarajevo da yemek Cevapi 

Cevapi (köfte), Türkiye’de İnegöl köfte olarak
bilinen köfteye  benzer denir alakası yoktur. Muhteşemdir !  Metal tabakta yağlanmış pide arasında  sunulmaktadır.  Şehrin hemen hemen her köşesinde bulunan ve  “Cevabdznica”  olarak adlandırılan köftecilerde bulmak mümkündür. Ama öyle böyle bir lezzet değil , etin cinsinden mi çok mu acıktık ondan mı  bilemiyorum ama acayip bir şey .  Porsiyon büyük hesap küçük ondan da olabilir gerçi. Tatmadan yemeden dönmek mümkün değil …

Tüm günü Sarajevo yu dolaşarak geçirdik .Nerdeyse bütün dükkanlara girdik çıktık , konuştuk gülüştük . Saat kulesinin dibindeki sokaktan iki kez geçtiğimizi umursamadık , günde 2 dondurma fazla gelmez dedik yedik . Tebrik kartı postalama  rituelimi de yaptım 🙂

Gazi Hüsrev bey camii avlusu

 

Bir de biz orada iken Miraç kandili idi . Haliyle akşam ayaklarımız bizi Gazi Hüsrevpaşa camisine götürdü. Çok da güzel oldu . Boşnakca okunan hutbeyi dinledik . Namaz çıkısında Bosna müftüsü halk ile kandilleşti kadınlı erkekli karışık herkes sıraya girdi. ( buraya dikkat ) ve hocamız herkes ile tokalaştı . ( buraya da dikkat ) ortalık tenhalaşınca bir kenarda olan biteni izleyen bizi gördü ve yanımıza geldi . Selamunaleyküm hoşgeldiniz dedi .Turist olarak bulunduğumuzdan İstanbul’dan geldiğimizden bahsettik . Çok memnun olduğunu Türkiye’ ye olan hayranlık ve minnetinden bahsetti . Sarajevo halki adına hoşgeldiniz dedi ,açıkcası hoşumuza gitti..

Hemen yan kapıdan çıkınca tabelada Türk çayı bulunur yazar da oturmaz mıyız . (  Sarajevo da Türk çayı off nasıl güzel gelmişti . )  Sandalye yok galiba derken bir delikanlı atladı “buyrum ,dedi alın lütfen ben kendime bulurum” Aaa ne güzel Türkçe konuşuyorsun sen öle dedik. Türk üniversitesinde okuyorum da ondan dedi . Yanımıza oturda biraz konuşalım dedik . Böylece başladı gecemiz . Delikanlı Bosnanın ,Sarajevo nun şu anki durumu ,  okulunu , kardeşlerini başladı anlatmaya . Annem hayatta babam   elhamdülüllah şehit dedi . Off nasıl kanımız dondu tarif edemem. Onlar için ise şehit çocuğu olmak gurur . Her türlüsü var Bosna’ da uçta yaşayan da , ipin ucunu kaçıranlar da  . Genç kızlarımızdan Hırvat yada Sırplar ile arkadaşlık eden çok dedi ,delikanlı. Belli ki çok zoruna gidiyor. ” Nasıl düşünmezler ? diye ekledi .Şimdilik ortalık durgun olabilir ama onların bu kızları seçmeleri bile savaş sebebi olabilir”  diyor. ” Ne yapacakları belli olmaz” diyor. “Annelerimiz , ninelerimiz neler çekti düşünmez mi hiç bunlar ” dedi. Üzüldük ama hayat bu bir şekilde devam edecek dedik.

Tabii haklıydı . Bir nesil savaşı hiç hatırlamıyor bebektiler . Donmuş nehir suyunun erimesini bekleyip su içtikleri günleri , kahve bulamayınca saksıdaki toprağı sulandırıp içtiklerini , sigaranın yerini tutmazda çiçek yapraklarını kuruttuklarını , çöplerden ekmek toplarken snajperlerden kaçmayı , ateş yakarsa yerleri belli olur diye soğukta kalmayı bilmiyorlar .

Kadınların neler çektiğini hiç buradan anlatmak istemiyorum . Bana sorarsanız savaşı yaşayan erkeklermiş gibi görünse de kadınlar yaşıyor . Ondan mı bilmiyorum ortalık yerlerde pek orta yaş kadın göremezsiniz yada enderdir diyelim .  Genç kızlarda türbanlılar ve türbansızlar olarak ayrılıyor.

Savaşın istenmeyen çocukları mı dersiniz , öksüz , yetimler mi dersiniz , tek bacağı olmayan kolu olmayan mı dersiniz hepsi savaşın eseri maalesef … İlk gittiğimiz de daha fazla sakat vardı şimdi pek görmeyince merak ettik . Öğrendiğimize göre sonradan bir uzvu kesilen insanların ömrü de kısalıyormuş. Ne üzücü değil mi ? Savaşta ölmediği için üzülenlerde var .

Delikanlıya , Allahaemanet dedik  Bosna usulü!

Yazımı arkadaşlarınızla paylaşmak isterseniz

Bir Cevap Yazın