MarşMira , bizim maceramız

Bizim yürüyüşümüz ..

MarşMira ve bizim maceramızmız da  üç kadın biri ablam Türkan ( 10 yıldır gidelim diye başımın etini yiyen şahıs olur ) biri de Derya  ( ablamın ve benim ortak arkadaşımız )  ve ben Şükran , yani 3 kişiyiz  .

Tanıştıysak başlıyorum o zaman 🙂

Önce bahsettiğim gibi Belgrad’ta gezdik.Planladığmız gibi ordan otobüse binip Tuzla da inecek ve MarşMira Türkiye ekibini arayıp bizi almalarını bekleyecektik. Ama hep kafamızda soru işaretleri vardı. Çünkü biz nasıl bu tarihlerden ve törenlerden haberdar isek  Sırplar da bunu pek ala biliyordu .Biz hangi akla hizmet ettiysek sınır geçip  ve ilk şehir olan Tuzla’ya , yani yürüyüş başlangıç noktasına ulaşacaktık. Bir otobüs dolusu Sırp ve sadece yabancı pasaporta üstelik Türk olarak biz vardık .Üstelik yol boyu radyoda Srebranitsa ismini duyuyorduk. Orada bir yürüyüş olacağı haberi veriliyor olsa gerek deyip korktuk ama  hiç korktuğumuz gibi olmadı .Memur arabaya binip Sırpça nereye gidiyorsunuz ? dedi.Ben hiç anlamamış gibi – excuse me ?  deyince Sarajevo mu dedi .Yes yes Sarajevo dedim. Böylece sorunsuz geçtik .

Otogarda iner inmez Bosna parası almalıyız sonra telefon hattı ve Caner beyi aramalıyız ki onlar Sarajevodan gelirken bizi burdan alabilsinler .  ( Bu arada Caner bey MarşMira Türkiye ekibinin kurucularından ). Merkeze yakın olmayan mini otogarda bir döviz bürosu olmadığını görünce biz şok ! Hemen bir kızcağıza yanaştım azıcık Boşnakçamla “MarşMira için geldik ama hattımız yok ,telefonunuzu kullanabilir miyim ?  ” dedim. Kız hiç tereddüt etmeden numarayı çevirdi . İrtibatı sağladık ama Caner bey ısrarla kendinize hat alıp beni arayın biz daha gelmedik diyor . Tamam dedim ama o an orda bunun imkansız olduğunu anlatamadım . Başladık beklemeye nasılsa bu otoban kenarından geçecekler yola çıkalım orda bekleyelim, belki  bizi görürler diye düşündük.O sırada aklımıza Boşnak olan irtibat kişisi Mirza’ yı aramak geldi . Yine birinden telefon isteyip durumu anlattık , sağolsun 5 dk bile geçmeden bizi aldı . Böylece yolculuk artık başlamış oldu , bir daha biz telefon hattı alma çabasına girmedik, bulduğumuz tek wifi noktası olan Tuzla alışveriş merkezinden  ailelere haber verdik oldu bitti.

Ahbap grubu

kahvaltıda poğaca gören masum ekip

Henüz Tuzla da iken ilk tanıştıklarımız Ahbap grubu ile gelen gençler oldu. Bu grup,  şarkıcı Haluk Levent   önderliğinde kurulmuş , Türkiye genelinde ihtiyacı olanlara koşan gönüllülerden oluşuyormuş .Buraya geliş hikayeleri ise şöyle ; ahbaplar   olarak her ilde kan bağışı yapıyorlarmış.Haluk Levent te teşvik amaçlı bir twit atıp en çok kan bağışı yapan ildekileri tatile götüreceğim deyince gençler coşmuş. Sonra iller arasında seçimler yapılmış Gaziantep ,Samsun,Antalya ,Kayseri ve istanbul dan kura a ile 4 er  genç seçilmiş. Fakat Haluk Levent çocuklar gelin sizi tatil yerine  yüreğinize dokunacak bir geziye götüreyim , demiş .Baştan zorlukları da  anlatmış kabul eden gelsin demiş .

yürüyüşün 2.gününde

Bizim çocuklar Srebrenitsa adını duyunca ne demek seve seve katılırız , demişler .Haluk Levent  ;  uçak biletinden çadıra, kamp  ihtiyaçlarına kadar almış ,ceplerine belli bir harçlık bile koymuş ve ekibi yollamış .Kendisine ve özellikle gözükapalı bu zorlu yürüyüşe katılan tüm Ahbap ekibine kocaman sarılırım . Cansınız …

Tuzla dan Nezuk a doğru başlayan yolculuğumuz bir yere kadar araçla sürdü  ve yürümeye başladık. Yokuşun sonundaki düzlüğe varınca yalnız olmadığımızı farklı bir çok yerden gelen katılımcıların çadırlarını gördük. Herkes kendi çadırını getirmemiş askeriyenin kuracağı çadırda kalmak üzere gelmişti. Hummalı bir çalışma ile askerler çadır kurarken bizde izledik.Bizim çadırlarımızı taşıyan araç gelince izleme sırası onlara gelmişti.

Hemencecik herkes çadırını kurdu , şimdilik herşey güzel . Tanışma faslı , merak edilen konuları sorma faslı derken sabahtan beri bir şey yemediğimiz için en iyisi konservemizi açalım keyfimize bakalım dedik. Hava kararmadan o iş bitmeliydi çünkü gece elektrik yok .

çadır yemeği

Yemeğe başlar başlamaz sanki biri feneriyle ışık tutmuş gibi bir aydınlık oldu.Sonra baktık fener ışığı değil . Peşinden bir gökgürültüsü geldi . Şimşekler birbirini izledi . Neyse ki yemeğimizi bitirmiştik ve ay ne güzel yağmur yağacak ,serinleriz  demiştik.Yağmura sevinme sebebimiz ise günlerdir süren aşırı sıcaklar. Bir anda yağmur döküldü , dikkat ettiniz mi ? döküldü yağmur yağmadı o gece resmen gökten döküldü. Bir yandan da şimşek çakıyor , gök gürüldüyor , delice bir rüzgar esiyor .Hepsi bir arada nasıl oluyor demeyin bende olamaz diye biliyordum ama o sırada bunun yerine çadıra giren suyu nasıl önleriz onu düşünüyorum .Rüzgar çadırı yerinden kaldırmaya başlayınca çareyi köşelere çantaları atmakta bulduk . Fakat suyu önlemek mümkün değil , yapabileceğimiz tek şey var ; kağıt bardaklara suyu toplamaya çalışmak ve onu da küçük pet şişeye doldurmak.

Ne kadar sürdü bilmiyorum ama pes etmiş olmalıyız ki uyku

yıkık minare

tulumunun içine girip  yağmurun sesini dinleyelim , dedik.Nispeten azalan yağmurun sesi ile uyumuşuz .Kalktığımızda yine aşırı sıcak bir güne uyandık ayrıca ıslanmıştık. Çoğu çadıra su girse de hiç girmeyen de vardı. Demek çadırda da alırken dikkatli olmak lazım .Ama bizim hiç moralimiz bozulmadı , kahvaltıya giriştik , hazırlandık tören konuşmalarını ve start denmesini bekledik.

Yürüyüş hafif yokuşla ağaçlıklı köy evlerinin arasından başladı .

Ohh ne güzel derken ilk üzücü sahnemiz köyün eski camisinin savaşta yıkılan minaresi ile karşılaşmak oldu. Savaşlarda insan kaybı kadar manevi değer kayıpları da insanı aynı şekilde üzüyor .

Yürüyüşün başı ve çılgın bir kalabalık var . Nasıl oldu ise yanyana yürüken bir anda Türkan ve Derya yı kaybettim . Yapacak birşey yok diyordum ki imdadıma Can yetişti. Can ikinci kez yürüyüşe katılan aslında Boşnak olmayan ama okudukları karşısında dayanamayarak bende bu organizasyon içinde olmalıyım diyen bir genç .Senelik izninden birkaç gününü burda geçirmeyi düşünmüş. Bir ara neden ikinci kez diyorum ” daha fazla insanı bundan haberdar etmeliyiz.Bu insanlara  yapılanlara dikkati çekmez isek dünyada daha fazla vahşeti izlemek durumunda kalırız “diyor .Bu sözleri karşısında takdir ettiğim ,böyle de gençler varmış dediğim birini tanımamın memnuniyeti ile ilerliyorum.  Akşam ki yağmurdan sonra yerler çamur olunca yürümek 2 kat zorlaşıyor .Küçük su birikintilerinin üstünden atlamak, ufak taşlardan köprüleri aşmak gerekiyordu.Benim ayakkabılarım ise çamurda kayıyor battı mı çıkmak bilmiyordu .Neyse ki her defasında Can Çetiner kurtardı . Hadi gayret şu tepeyi geçince çeşme var , biraz hızlı gidersek senin kızları yakalarız ,diye diye beni yürütttü.

Hakikaten kızları onlarca insanla küçücük bir ağaç gölgesini altında beni beklerken gördük .

Can,Derya,Türkan ,ben ve geçenlere el sallayan tetkalar

Merak etmişler ,yine beraber yürümeye devam ettik . Yol boyunca Can bize gezilerinden bahsetti ,güldürdü bolca bizi . Sıcakkanlı yapısı ile herkesle 2 dk da arkadaş olabilen biri  bildiği bütün Boşnakça kelimeleri sayıyor insanlarla kaynaşıp onlara unutulmaz anılar yaşatıyor . Belki ne var bunda diyecesiniz ama geçtiğimiz o köylerdeki teyzeler , amcalar , çocuklar için onların  dilinde birşeyler söylemeye çalışması çok sevindiriyordu.Kendisini hep güleryüzüyle hatırlayacağız . İşte böyle zaman nasıl geçti hiç farketmeden ilk günü bitirmiştik bile 🙂

Kamp yerimiz iki dağ arasında bir dere kenarında kurulmuştu.  Bizden önce varan katılımcılar çadırlarını kurmuş ,duş almış yemek bile yemişti. Neyse ki biz çok aç hissetmediğimizi gibi yanımıza aldığımız ceviz , fındık gibi şeylerle pekala idare ettik. En kötüsü ter içinde kalıp yıkanamamak ve şöyle ayakkabıdan kurtulan ayakları uzatıp bir çay içememek . Fakat MarşMira ekibi kamp alanına yakın bir eve bir ücret ödemiş ve karşılığında banyosunu kullanıma açmalarını istemiş. İnsanlarda tamam demişler ama ne bilsinler giren çıkmıyor banyodan 🙂 kuyruk uzun , orası da bir dağ başı netice de öyle doğalgaz yok ki bildiğiniz termosifon ile sıcak su tükeniyor ,giren soğuk suya kalıyor filan bir hengamedir yaşanıyor .Durumu farkedince biz duş almayız olur biter dedik.

Ama yine orda Can ile karşılaştık , ev sahibesi ile bir muhabbette girmiş ama kadın İngilizce bilmez Can Boşnakca konuşamaz.Beni yakaladı az çok biliyorum diye ;  abla ne diyor , şunu sorsana ,  ekipteki en küçük katılımcı için ineği sağdıysa  süt istermisin dedi . Kadın şimdi kaynatıyorum tabii ki veririm dedi. Nasıl olduğunu anlamadım bir anda kendimizi  kadının oturma odasına yayılmış süt içerken buldum .Meğer keçi sütü imiş , ben içemem deyince bana kahve yaptı . Yanlış anlamazsanız bütün gün kahve içtim ablamları çağırsam bize sıcak su verirseniz  çayımızı yapar içeriz çadırda dedim.

Çadır ne demek çağır gelsinler hem börek yaptım ondan yersiniz , dedi .Ben durur muyum  kızları çağırdım .Onlar gelene kadar ben Can ile birlikte börek , pasta , meyve, cola , meyve suyu içmeye başlamıştık bile 🙂 Bu arada kadının prizlerine telefonlar takıldı , wifi ına bağlandı . Keyfimiz yerine gelmiş yorgunluktan eser kalmamıştı. İlk gecemiz bu şekilde geçti .

2.gün

 

ikinci günün sabahı dün yolda dağıtılan sandviçlerle kahvaltımızı yapıp yola düştük. Bu arada Marmira ekibi olarak aynı saatte yla çıkmak gibi bir durum yok. Size rehberlik  yapıp yanınızda yürüyen birileri yok.Sadece akşam kamp alanına herkesin iştirak ettiğinden emin olana kadar yol bitimine yakın noktalarda Mirza bey ile karşılaşıyorduk .Sağolsun güleryüzüyle nasıl geçti gününüz , kamp yeri ileride ben bir kaç kişi daha geçmedi onları bekler gelirim diye yol gösteriyordu .Hakkı ödenmez .

İkinci gün ilk başlarda çok güzeldi .50 mt de bir çeşme , evler arasında yürüyüş ile ohh ne rahat dedirtti ama çok uzun sürmedi .Tam yokuşun başlayacağı dönemeçte gofretler ,soğuk içecekler dizilmişti. Zaten sabah erken başlamışız, nasıl dinç uyanmışız bir kuvvetli hissediyoruz ki sormayın 🙂 Fakat yol dikleşmeye , sarp kayalıklar diyebileceğim patikalara dönüşmeye başladı . Dün ayakkabısı vuran , sıcaktan bunalan ya da her ne oldu ise artık yürüyemeyeceğim diyen çok olmuş olsa gerek biz bizeyiz neredeyse 🙂 Yol boyunca aynı insanlara selam verip , aynı yerlerde molalar vererek ilerledik. Orman sık ağaçla kaplı olsa da hava o kadar sıcaktı ki size nasıl anlatabilirim inanın bilemiyorum. Yükseldik diye mi , biz yürüdük diye mi yoksa gerçekten yılın en sıcak günleri mi ? Cevap veriyorum , hepsi .

Zuhal Hnm ,Türkan ve Derya

Bugün yolda giderken Zuhal hnm la tanıştık. Kendisi Sarajevo ya tıp eğitimi için gelmiş , Boşnak aynı zamanda Bosna da da evlenerek Bihaç ta kalmış .Onlarda Bihaç treking kulübü ile bu yürüyüşe katılmışlar .Yürürken kendisinden Bosna savaşı, sonrası , şimdiki durumu hakkında merak ettiklerimizi sorduk , sağolsun sabırla anlattı. Bir ara yıllar önce aynı üniversitede okuyan Boşnak kız arkadaşlarımızdan bahsettik olur ya tanır mı diye . Dünya küçük işte  tanımaz mıyım  hiç diyor 🙂 Yürüyüş böyle sürüp giderken yol kenarına çıkan köylüler bizlere kahve , çay , su ikram ediyorlar . Kimisi ağaçlardan yeni kopardığı meyveleri leğenlere doldurup getirmiş . Hem de öyle evleri yol kenarında  filan değil .

gölge bulunca dinlenenlerde Zuhal hnm ve eşlerine yine rastladık

kimbilir ne kadar uzaktan geçeceğimiz güzargahı bildiklerinden taşımışlar.İkram ettiklerinde aldığınızda nasıl mutlu oluyorlar bir bilseniz . Sarılıyoruz çoğu kadınla konuşamasakta gülümsüyoruz ya da tutamıyoruz gözyaşlarımızı … Onlar minnet duyguları ile ağlarken bizler de onların yaşadıkları acılar yanında  bu yaptığımız nedir ki ,  diye düşünüyoruz .

Zuhal hnm ve eşinin yürüyüş temposunu bozmamak için veda edip inşallah yine görüşürüz diyerek ayrıldık.. Bu kez gruptan tanıdık bir yüz yolda tek başına . Selam arkadaşım sen MarşMira Türkiyeden misin ? evet . Hadi beraber yürüyelim deyip  Mücahit i de mini grubumuza kattık . Mücahit tertemiz bir  genç . Bugüne kadar yaptıklarını anlatınca insan şaşırıyor. Defalarca Suriye ye insanlara yardım amaçlı  gitmiş. Bu yürüyüşe de çalıştığı kurum kim gönüllü gider ,yürüyüşü deneyimler diye sorduklarında ilk ben diye atılan olmuş .

Hep birlikte zorlu tepeleri aştık , gölgeliklerde dinlendik. Mayın işaretlerine , işte tam şurda 150 , tam burada 256 insan mezarı bulundu tabelalarına bakıp savaştan bahsetik. Boşnak halkının yaşadığı bu büyük acının yanında aslında o an sızlayan ayaklar , tepemizdeki kavurucu güneş , hafiften düşen tansiyon hepsi ön

Mücahit ve biz ,karpuz keyfimiz 🙂

emini yitiriyordu. Konuşmamak çoğu zaman sadece manzarayı izleyemek istesekte mümkün mü adım başı bir tabelada bir toplu mezar işareti 🙁 Yol iyice dikleşti , sıcak daha da arttı ,işin kötüsü suyumuz bitti. Ne bir çeşme ne de su dağıtanlar …Tam o patikadan çıkışta bir de ne görelim geldiğimiz  düzlükte  koca tankerden su veriliyor . Kafamızı soktuk , iyice üstümüzü başımızı ıslattık .  Birkaç adım ilerledik ki karpuz var .Aman Allahım başka bir şey isteseymişiz olacakmış.

Çok keyifliyiz o gazla bayağı ilerledik ama havada bir gariplik var . Hımmm , yağmur öncesi sıkıntılı bir atmosfer var . Yapacak bir şey yok 10 km kalmış dedi birileri. 10 mu ? En son Belgrad da yıkandık demek 3 gün oldu , lütfen bu akşam kamp yerinde bir banyo yapabilelimlütfen ! Tam bu cümleleri kurarken  bir evin yanından geçerken  elinde tepside 30 kadar kahve fincanı ile bir kadın buyrum , buyrum diyor. Artık su, karpuz, kahve,elma , muz derken iyice şişmişiz Hvala dedik kibarca . Kadın yine buyrum ,buyrum deyince yahu zehir olsa içeriz bu güleryüzün hatrına deyip aldık.

 

insanların evlerinin bahçesi aslında burası
yaramazlığın sonu budur işte düşmüş bizimki merdivenden yarmış kafayı 🙂

Tam o sırada kadın yavaşça banyo dedi . Ne banyo mu ? olur mu olmaz mı diye 1 dk bile tereddüt etmeden ben atladım .Moji , moji hvala . Haydaaa , yoldan geçiyorduk kadının evine girdik çantaları attık ayakları yıkadık serin kapı girişine dizildik.Kadıncağız her birimiz için temiz havlu çıkardı .Biz olmaz gerek yok ,diyoruz ,o ise aaa olur mu rahatınıza bakın diyor .E bizden günah gitti .Sırayla duşumuzu aldık mis gibi şampuan , vücut jeli koktuk üstüne kahve de içtik . Adreslerini aldım , sarıldık sarmaştık helal edin dedik ayrıldık.

Yokuş aşağı iniş başlayınca bir hızladık , bir baktık koca dere çıktı karşımıza ama giremedik .Herkes kendini atmış bizim kıyafetmiz müsait değil ayrıca şampuan kokulu şaçlarımız ahenkle dans ediyordu bunu bozamazdık .

sıcak , gölge yok ama yokuş aşağıya üstelik asfalt yol

Hakikaten kamp alanına ulaşınca farkettik ki yine bize duş almak kısmet olmayacakmış bu kez su bitmiş . İyi ki de karşımıza o insanlar çıktılar dedik ve çadırımızı kurduk .Bu akşam da çekirdek keyfi yapacağız o kadar taşıdık yanımızda 🙂

sabah uyanır uyanmaz manzara

3.gün

Sabah erken yola düşme vakti çünkü sonra sıcak bastırıyor işler zorlaşıyor artık tecrübelendik.Hem en zor gün 2. gün dediler bugün rahatça gideriz Srebranitsa ya diye düşünüyoruz .Komşu evlerde elimizi yüzümüzü yıkayıp , wc ihitiyaçlarını giderdik ,  yol boyu dağıtılan sandviçleri yeyip çıktık. Daha ilk metrelerde dün evinde banyo yaptığımız aile yanımızdan arabayla geçerken bzi tanıdı hem de arkdan görünce 🙂 ila arabaya binin diyorlar yahu biz tyürücez olmaz çok sıcak binin diye ısrar ediyorlar . Hay Allah ne yapsak bindik . şöyle bir 2 km gittik gitmedik sizin yürüyüş rotasız artık şupatikadan devam edecek dediler .Bizi sadece 1.5-2 km götürmek için mi o kadar ısrar ettiniz demedik tabi ki ., teşekkür ettik sarıldık sarmaştık ayrıldık .Tam o sırada bizim arabadan indiğimizi gören bir kaç Marşmira türkiye katılımcısına denk gelmez miyiz , başladılar vay demek  yürümeyip arabayla gidiyorsunuz bir de yorulduk dersiniz diye . Gülerek anlatmaya çalıştık ama sanırım akıllarında öyle kaldı varsın öyle kalsın biz sadece Sarajevo dan köye  yürüyüş için gelenleri misafir etmek isteyen dostlarımızı kırmak istememiştik.

yanıbaşımızdai mayınlı bölge

Bugün bizi değişik bir yol bekliyor Sırp köylerinden geçeceğimiz söylendi .Sataşma olursa cevap vermeyin gibi uyarılar yapıldı . Çoğu zaman düz ama ağaçsız toprak yollardan ilerledik.  Nefes nefese kaldığımız, ufacık bir gölge altında 5dk durup yola devam ettiğimiz  bence MarşMira nın en zor gününü yürüyorduk .Farkettiğimiz bir diğer şey ise nerdeyse hiç Türk e rastlamadığımız oldu. Bu kez katılımcılar genelde yabancılardan oluştu.Alman, Amerikalı ,Avusturalyalı,İranlı ya da Boşnaklar .

Sadece MarşMira Türkiye den yüzüne aşina olduğumuz aslen Boşnak beyfendi , Ahbap grubunun pırlanta gençleri vardı. Mücahit kendini iyi hissetmemiş yürüyememişti. Can arkadaşımızı  bile göremedik o önden hızlı yürüyordu . Hatta zaman zaman yolda bizden başka yürüyen yoktu.Bu anlatıldığı gibi tedirgin edici bir durum değil çünkü askerler ve polis araçları belli mesafelere konuçlanmış her hangi bir sataşma olursa hazırda bekliyordu. Tek sıkıntımız aslında sıcak havaydı …Yüz kez söylemiş olsamda yinelemek isterim ki bu bizim yaşadığımız zorlu yol o insanların içinde bulunduğu ortam ile kıyaslanamaz .

Amacımız bu iken yürümekten vazgeçmeyi aklımızdan bile geçirmedik.Aşırı bir sağlık sorunu yaşamadıkça yürünmesi gerekiyor ama ben böyle yazdım diye çok kolay olduğu anlamı çıkmasın gerçekten çok zorlu bir coğrafya ! hele yürümeye alışık olmayan insanlar için önerim gitmeden önce en az 1 ay sıkı antreman yapmaları.Öyle bir kondisyona ulaşınca yürümek çocuk oyuncağı oluyor. Biz üçümüzde uzun yürüyüşler , dağ tırmanışları yapmış kişiler olarak güle oynaya bitirdik . 

Srebrenitsa ya yaklaşınca insanları toplayıp önden devlet erkanı , sivil toplum kuruluşları yetkilileri vs arkasından da katılımcıların girmesini organize ettiler. Bu esnada yapılan bir konuşmayı size aynen aktarıyorum .

” Değerli katılımcılar hepinize şükranlarımızı sunarız .Birazdan Srebrenitsa şehrindeki Potoçari şehitliğine varacağız . Oraya yaklaşırken hepinizden bir yakınınızın cenazesine giderken olduğunuz gibi sesszice gitmenizi rica ederiz. Özellikle Türk katılımcılardan rica ediyoruz lütfen tekbir getirmeyiniz .Hepimiz Allah ın bir olduğunu biliyoruz bunu yüksek sesle söylemek zorunda değilsiniz . Bayrak , flama sallamayınız .”

Biz bunu duyunca hem şok olduk hem utandık hem de hak verdik . Sonrasında gerçekten de büyük bir sessizlik oldu ve şehre girdik.

Potoçari şehitliği

Yol kenarında bizim gelişimizi ellerinde çiçekler ile bekleyen kadınlar , ağlayan yüzler , çocukların el sallaması , bir sürü kamera ve sağımızda bembeyaz mezar taşlarının dizili olduğu Potoçari …

Manzara bu iken ne 3 günün yorgunluğu ,ne sıcak, ne açlık  hiçbiri önemli değildi . Srebrenitsa da unutulmayan , asla unutturulmayacak  8372 kişinin anınsına yürüyen binlerce kişiden biriydik .Yüzümüzde o eşini , kardeşini ,evladını savaşta kaybetmiş kadınların yüzüne utançtan bakamayan insanlardık.

Raziye teyze ve biz 🙂

Kamp yerine vardığımızda ise yine yemek bitmiş ,banyo kuyruğu uzamıştı. Ter içinde geldiğimiz kampımızda son gecemizdi ve ertesi gün 11 temmuz şehitlikte cenaze namazı kılınacaktı.Ama ya sıra gelmezse kara kara düşünürken yandaki evden bana bakan teyze ile gözgöze geldim . Şimdi tam sırası Şükran hemen git yanaş, belki evine alır .diye aklımdan geçirdim . Azıcık Boşnakça bilmenin faydasını işte tam da o an orda yaşadım .” iyi akşamlar biz çok yorulduk ve terlerdik banyo için de çok sıra var , eviniz müsait ise 3 kişiyiz size gelebilir miyiz ?”  dedim. Tabii ki cevap elbette oldu . Evdeki banyoyu evin gelini hazırlayayım siz rahatınıza bakın , dedi . O şampuanlar , duş jellerini ,  tertemiz bize özel çıkarılan havluları görünce biz coştuk .Mis gibi yıkandık ama tüm gün neredeyse sadece su içip muz yemişiz , acıktık. Eğer mahsuru yoksa bize sıcak su verir misiniz dedim hazır çorba paketimizi göstererek.Evin sahibi teyze olmaz öyle şey dedi buyrun mutfağa geçin yemeğimiz bol , siz misafirsiniz üstelik bizim için yürümeye gelmişsiniz , dedi .

Bir anda hiç tanımadığımız bir ailenin mutfağında masa başında bulduk kendimizi. Menüyü sayıyorum  ; çorba , salata , dana haşlama , lahana dolması üzerine teyzecik yağ yaktı yoğurtlu filan döktü , baklava çıkardı . Yemekten sonra salona geçtik hemen kahveler yapıldı , içemeyiz deyince 3 çeşit meyvesuyu geldi önümüze …Sohbet muhabbet giderken eve misafirler geldi . Gelen misafirlerden biri Türkçe yi güzel konuştuğu için rahatlamıştık. Meğer bizi evinde ağırlayan Raziye teyzemiz savaşta eşini kaybetmiş , şehitlikte mezarı varmış .O ise neler yaşadı bilinmez (haliyle soramadık ) Sarajevo ya taşınmış.Çocukları savaştan bir şekilde Avrupaya kaçtıklarından nispeten işi kolaylaşmış.

Yıllar sonra geldiğinde evlerine sorgusuz yerleşen Sırplara kafa tutup burası bizim evimiz çıkın , canımızı aldınız yetmedi mi diyebilmiş. Oysa çocuklarının yanına  gidip yaşayabilir, Srebrenitsa da tek başına yaşamak zorunda değil. Pek ala onların yanına gidebilir fakat öğrendiğimiz kadarıyla ” onlara burayı bırakmayacağız , bu topraklar bizim yurdumuz . Onlar bu yaptıklarından utanıp gitsinler .” diyen cesur Srebrenitsa kadınlarından sadece biri Raziye teyzemiz ! Çocukları ve torunları da her 11 temmuz zamanı burada oluyorlarmış . Sağolsunlar ertesi sabahta evlerini kullanmamıza izin verdiler . Ömrüm boyunca yaptıkları misafirperverliği unutmayacağım ve dua edeceğim.

biz arkadaşız

Bu zorlu yürüyüşte yiyecek içecekleri , çadırları, insanları taşıyan araç şoförlerinin hepsi birbirinden özverili bir şekilde çalıştılar . Bizde hepsi ile neredeyse dost olduk. Daha ilk dakikalarda bindiğimiz minibüsün sürücüsü Elvir ile 5 gün boyunca beraberdir. Bir fotoğrafımız olsun dedik onlar okumasa da ben özel teşekkürümü yazmayı bir borç bilirim .

Diğer yazılar için Srebrenitsa da Marşmira ,barış için yürümek

ya da Srebrenitsa da Marşmira ,barış için yürümek 

başlıklarına da bir göz atın isterseniz , Yazının devamı Potocari şehitliğindeki cenaze namazı olacak ama bir başka başlık altında , görüşmek üzere .

5 Comments

  1. bu kadar zorlu olacağını bilmiyordum . Sıcak hava ve çadırda konaklama bile yeterince zorlu olmalı . Unutulmaması adına yaptığınız bu yürüyüşten ötürü tebrik ederim .

  2. ben de bizim fotograflar nerde diyordum :))) tesekkurler. guzel bir hatira bizim icin. Tekrar karsilasmak dilegiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir